Kurtlar Vadisi Filistin 5 Kasımda
New York’ta Beş Minare’ filminin yapımcısı Murat Tokat gişede kapışacakları ‘Kurtlar Vadisi Filistin’ için “Çekincemiz yok” dedi.
Aynı gün vizyonda
Pana Film, ‘Kurtlar Vadisi- Filistin’in vizyon tarihini açıkladı: 5 Kasım. Aynı gün Mahsun Kırmızıgül’ün ‘New York’ta Beş Minare’ filmi de izleyiciyle buluşacak. ‘New York’ta Beş Minare’nin yapımcısı Murat Tokat, rekabetten korkmadıklarını söyledi: “İddialı bir film çektik, çekincemiz yok!”
Kartallar Ağlamaz
Kartallar henüz yükseklerden ve tek başına uçmayı keşfetmemişlerdir.Kargalar gibi alçaktan uçarlar ve sürüler kalinde yaşarlardı..Yani kendilerine göre rahat ve güvenli bir hayatları vardı.Günlerini kurtarmak için yaşarlar ve uçarlardı.Günlerden bir gün ailesini mutlulukla ören bir çift kartalın yavrusu olur.Yumurtadan ilk çıktığı ve dünyaya gözlerini ilk açtığı andan itibaren bu kartalın kaderinin farklı olacağı ve ne kadar kesif bir kartal doğduğu belliydi aslında.Ve kartalların çok görmüş ve geçirmişlerinden biri ona yükseklere ait olan anlamına gelen Auris ismini koyar.Bu isim günübirlik ve korkakça yaşayan kartallar için çok uzak ve hiç bir anlam ifade etmeyen bir isimdi.Bu yavru farklıydı,bakışları,konuşması,duruşu herşeyiyle farklıydı ve bu yavru annesine,babasına.etrafındaki tüm kartalları baştan aşağı süzüyordu.Bu kadar görkemli ve usta bir heykeltraşın elinden çıkmışçasına kusursuz yaratılmalarına rağmen neden kargalar gibi alçaktan uçtuklarını anlayamaz bir türlü.Bu sorular aklını kurcalar sürekli olarak.’Neden böyle neden,niye farkında değiliz güçlü kanatlarımızın ve yeteneğimizin?…diye söylenir sürekli olarak.Bu söylenmelerine birkaç kez gizlice şahit olan annesi onun ne kadar mızmız ve sorunlu yavru olduğunu düşünüyordu.Ama etrafındaki en yakınları onun içindeki cevheri görmezlikten gelip,anlamsız bakışlarla onu yererken o büyümeyi,uçmayı hatta çok uzaklara uçmayı istiyordu.Diğer kartalların yapamadığını,görmezden geldikleri ihtişamlı yaratılışlarını onurlandırmayı istiyordu.Auris diğer yavrular gibi olamıyordu.denemiyor değildi,onlar gibi sıradan ve basit olabilmek için elinden gelen herşeyi yapıyordu fakat olmuyordu.Auris farklı yaratılmıştı.beden olarak aynıydı diğerleriyle ama düşünce olarak ovayla sarp dağlar arasındaki fark kadar uçsuz bucaksız farklar vardı diğer basit yaşantılılarla kendi arasında.arkadaşlarıyla ilişkilerinde hep zıt taraf oydu.oyunları bozan,sınırları zorlayan ve pervasızlığıyla arkadaşlarının gözünü korkutan hep oydu,Auris oyunlarında hep yükseleri hedeflerdi.haliyle yüksekleri sevmeyen arkadaşları onunla oynamak istemezdi.bunun sonucu olarak açan bir çiçekten uçuşan polenler gibi günden güne eksildi arkadaşları etrafından.Gidişinin kötü olduğunu düşünen babası Aurisle erkek erkeğe konuşmaya karar verdi.
Bir akşam Aurisi karşısına alıp’ne yaptığını bilmiyorum oğlum ama ne ne yaptığını bilmediğini gayet iyi biliyorum’ dedi.
Konuşma ağır geçeceğe benziyordu küçük Auris için.Bu konuşma onun aklının kanatlarını budayacak mıydı yoksa daha da palazlandıracak mıydı?
Babası devam etti.’etrafına bir bak gördüğün duyduğun bütün herkes ve bütün kartallar huzur içinde ve içiçe yaşayıp gidiyor ama sen…sen çıbanbaşı gibi durduk yere sorun çıkartmayı kendine görev edinmiş gibi davranıp duruyorsun.İsteğin de ne yapmadık senin için?Bir dediğin iki oldu mu hiç ?’.
Auris’in gözlerinde hınçla hatrın karışımı sonucu olarak iki damla yaş birikti ama o küçük gurur abidesi sırf kendine duyduğu saygıdan ötürü dükmedi gözyaşlarını.
O konusmadan sonra aklının kanatları daha palazlanmıstı genç Aurisin.Günler daha fazla üstüne gelmeye başlamıştı.Bir süredir saklayıp kafasında derinden derine planlar yaptığı kaçıp gitme fikri baskın hale gelmeye başlamıştı bile.Zaten kanatlarının iyice geliştiğini düşünüyordu.İlk uçuş denemesini yapmak için fırsat kolluyordu.Hep hesaplıyordu ölümü hesaplıyordu,hayallerini hesaplıyordu,onların peşinde mi koşacaktı.Yoksa ömrünün sonuna kadar sünepe,günlük yaşayan bir kartal olarak mı kalacaktı?Aklında sadece bu düşünceler dönüp duruyordu.Hiçbir kartalın şimdiye dek bu kadar yakın olmadığı ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye bu genç yaşında yakındı.Üç seçeneği vardı;ya kanatlarının hainliğine uğrayıp ölüp gidecek ya da o uçurum kenarından özgürlüğe savuracaktı kanatlarını.Uyuyamıyordu bu düşüncelerden bir yanı anne babasının evde olmadığı bir anda denemek istiyordu bu gerçeği,diğer yanıysa annesiyle babasının hiç evden gitmemesini istiyordu.Zor bir seçimin verdiği normal sancılardı yaşadıkları.Günlerden birgün bir yanının korktuğu birşey oldu ve anne babası yuvadan bir süreliğine ayrıldı.Yavruları binbir tembih ve tehtidle yuvanın dışına çıkmamaya ve bir delilik yapmamaya ikna ettiler ya da onlar öyle sanıyordu.Auris şaşkındı bu tanrının önüne koyduğu bir fırsat mıydı yoksa bir intihar öncesi son dönemeçmiydi.Tanrının ona bu sunağından sonra seçim sırası artık Aurise gelmişti.Bu küçük yaşında böyle bir seçim…inanılır gibi değildi.Dizlerine kapanmış başını kaldırdı ve yuvanın kenarına doğru küçük çekingen adımlarla ilerledi.Yuvalarının hep alçakta olduğunu düşünürdü.Oysa ne kadar yüksek geliyordu şimdi Aurise.Bir an yükseklerin kartallar için bir hayal olduğunu düşündü saçmalıyordu.Göze alınan her büyük riskin sahibi gibi gitmekle gitmemek arasındaki verilen kararda en keskin çizgini üzerinde duruyordu çünkü.Aklında mantıklı ya da mantıksız sayısız fikir dolaşıyordu.
‘Tamam bu sefer olacak yapacağım,tereddüt yok,tereddüt yok Auris’ dedi kendi kendine.
Kanatlarını açmış tam atlamaya hazırlanırken ayakları geri geri gider oldu ve bir süre daha düşünmeye karar verdi.Yine başını dizleri arasına alarak düşünmeye başladı.Böyle olmamalıydı yumurtadan çıktığı günden beri bu günü hayal ediyordu fakat şimdi neden ayakları geri geri gidiyordu.Böyle olmamalıydı.Tam hayallerini bir köşesinden yakalama fırsatı geçmişti eline ama o nutku tutulmuş biçimde oturuyordu.Acaba kendimi sadece hayallerle avutup bu gün için hiçbirşey yapmadım mı? diye düşünüyordu.Sonradan sonraya başını gizlediği dizlerinin arasından kaldırdı ve içinde korkunun yerini cesaret almaya başlıyordu belli ki.
‘Bunun için dünyaya geldim,bunun için büyüdüm,şimdi amacıma ramak kala korkaklar gibi başımı dizlerimin arasına alıp korkaklar gibi sonucu olmayacak biçimde düşünüyorum’ dedi.
Bunun için doğduysam ölüm de buna dahildir diye haykırdı,gereken tek şey bikaç dakikalık bir cesaret ve gözerimi kapayıp atlamak dedi’.Aşağıya bakmadan yuvanın kenarına geldi,hala dizlerinin titrediğini farketti.Fakat bu sefer farklıydı küçük bedenini bütün ihtişamıyla ele güne karşı gerdi.Bu bir gövde gösterisiydi adeta.Bakın ahmaklar!sizin yapamadığınız,yapamayıp da kargalarla kendinizi bir tuttuğunuz şeyi birazdan ben yapacağım der gibiydi.Genç kartal Auris bu sefer emindi,son kez gerildi ve bedenini kendine sonsuzluk vaad eden gökyüzünün kollarına bırakıyordu.Oysa o çok sevdiği arzuladığı gökyüzü neleri almıştı kucağına ve kimleri çalmıştı yerden yerlere…Adının anlamını tam anlamıyla taşıyordu kişiliğinde,yükseklere aitti.Yüksekler onu kabul etmese bile kendini kabul ettirecek kadar azimli…Gökyüzü onu kucağına almış gibiydi.Bir iki tane cenin şeklinde takladan sonra yüzünü gökyüzünün sonsuz havasında yıkıyordu.Dünyaya gözünü açtığı andan itibaren hayalini kurduğu şey gerçek oldu.Bundan daha büyük mutluluk ne olabilirbak küçükken babasının ona sanki bu günleri tahmin etmiş gibi verdiği bir tüy geldi aklına’ bak oğlum!’demişti.’çok uzaklarda bulduğum bir tüy bu,uzak olan herşey değerlidir,unutma!gün olurda uzaklarda olursa bedenin ve kalbin bu tüy gibi olursun’demişti.Ve Auriste şimdi babasına bir mesaj olsun diye tüyü yuvasına bırakıp uzaklaştı yuvasından.Bazen gitmek gerekir ya yapmak için doğduğun şey için geride bırakırsın ya sevdiklerini,bikaçdamla gözyaşı akar gözlerinden kalbine.Bu duyguyu Auriste yaşadı ve ve geçmişine minnettar bir şekilde gururlu bir şekilde kendi bilinmeyenine kanat açtı.Auris uzun süre kalbinin pusulasının götürdüğü yerlere uçtu.soğuk iklimler,sıcak iklimler hepsini tattı,hiçbir kartalın görmediği yerler gördü.Kimsenin tadına bakmadığı avları tattı.ne kadar garipti Auris’in yaşamı o küçücük basmakalıp dünyadan yükseklere çıkmak.eşşsiz bir duyguydu,bedelleri olsa da.Yine kafasında bunun gibi sayısız fikirler dönerken biraz soluklanıp yorgunluk gidersin diye yükseklerde sarp bir kayanın ucuna kondu genç kartal.ihtişamlı bir manzaraydı.Kendi de öyleydi.Hiçbir kartalın tatmadığı bir duyguyu yaşadığını sanıyordu.Derken güneş ışığının bir süzgeçten süzülür gibi bulutların arasından süzülen ışık hüzmeleri arasından,o yüksek bulutların arasından yırtıcı bir ses duyuldu,meydan okuyucuydu.Bu…bu bir kartaldı.İnanılmaz yükseklerde bir kartal vardı.Eli ayağınakarışmış bir biçimdeydi.Acaba yıllarca kendimi mi kandırdım ben,bi yalan uğruna mı bıraktım yuvamı yudumu diye soruyordu kendine.Heyecandan titreyen ayaklarından beklenmeyen bir atiklikle fırladı yükseklere doğru .Kimdi bu kartal öğrenmeliydi.heyecanını kursağında bırakan.Uçtu,uçtu,diğer kartalın yanına gidene soluk almayı zorlaştıran bir hızla uçtu.Yüksekteki kartalın yanına yaklaştıkça biraz daha belirginleşiyordu silüeti.Heybetliydi,görmüş geçirmiş bir duruşu vardı.Bir süre ihtiyar kartalı süzdükten sonra dayanamadı sordu:
‘merhaba,ben Auris sizi tanımıyorum kusura bakmayın bu cesaretimi bağışlayın ama buralarda bir kartal görmek beni şaşkına çevirdi.Hele de bu kadar yükseklerde uçtuğunuzu görünce…’
Yaşlı kartal suratında tevazu dolu bir gülümsemeyle:
‘Tek yükseklere sevdalı sen misin evlat?’diye cevapladı bu toy kartalın çekingen ve titrek sorusunu.
Pek bir acemi gelmişti Auris bu görmüş geçirmiş kartalın gözüne ama sert bir kartala benziyordu.Çok görmüş ve çok ava çıkmış olacak ki bu kadar keskin bakışlarla süzebilirdi etrafı.Gençliğini görü gibi oldu genç kartalın gözlerinde.O da böyle tutkulu ve hırslıydı ve alabildiğine inatçı.Ama bu kartal ondan daha inatçı gözüküyordu.Zamanında onun yapamadıklarını, korkup göze alamadıklarını gözealabilecek gözü karalıktaydı.Daha sonra bulutlu düşüncelerden kafasını kaldıran yaşlı kartal Aurise bir teklifte bulundu.
‘Evlat! Nereden gelip nereye gideceğini bilmiyorum ama uzun zamandır yalnızlıkla boğuşuyorum.Eğer gidecek bir yerin varacak bir menzilin yoksa bu yaşlı kartalla birlikte göklerin en yüksek noktalarında kanat çırpmaya ne dersin?’
Auris’in ağzından kekelemeyle karışık tek kelime çıktı.
‘memnun olurum’.
Büyülenmişti Auris.Yaşlı kartalın tapıcak bir kartal olduğunu dahi düşünmüştü.Daha sonra yaşlı kartalın adının telaffuz edilmeye edilmeye adını kendisinin bile unuttuğunu ona üstad dediklerini öğrendi.Karşılıklı bir dostluktu bu Auris oan gençlik ve unutulmuş tutkularını hatırlatıyor.O da Aurise bilgeliği ve tecrübeyi aşılamaya çalışıyordu.Bu aşı tutacak mıydı belli değildi.Çünkü genç kartalın kanı kaynıyordu.Yapılmayanı yapma tadılmayanı tatma tutkusu sönmüyor.törpülenmiyor aksine daha da alevleniyordu.Düşünceler sarmaya başlamıştı Aurisi. Üstad kartal ondaki bu durgunluğun farkındaydı ama ona bu kadar yakın olmasına rağmen hiçbir şey söylemesi ve düşünmekten uçmanın tadını alamamasını farketmemesi imkansızdı zaten bu yaşlı ama tecrübeli gözlerin.Auris ne düşünüyordu bilmiyordu ve bu da onu değişik korkulara sevkediyordu.O aklında Auris hakkında çeşitli korkular üretirken.Aurisin düşünce dünyasında küçükken kendi kendine ettği yemin vardı.’Denemek ya da denerken ölmek’.Sınırları zorlayacaktı,görülmeyen yerleri görecekti,yükseklerden uçacaktı ama o,o ne yapıyordu yaşlı bir kartalın yanında amaçsızca uçuyordu hergün belli saatlerde.Bu düzen sıkıyordu onun deli kanını,tutkularını ve yeminine gösterdiği özeni aşağılıyordu Aurisin.Uzun süre düşündü genç kartal ya sadakatle bağlanacaktı bu görmüş geçürmiş ihtiyatlı kartala ya da doğmuş olduğu şeyi yapmaya devam edecekti.Yani sınırları zorlayacaktı.Hırslı ve yükseklere ait olan genç kartal kararını vermişti.İlk olarak Yaşlı kartala kararını açıklayacak olmazsa kaçıp gidecekti.kanatlarını yükseklere sürmek için.Ve düşündüğünü yaptı,kararını yaşlı kartala açıkladı.Yaşlı kartal suratında bilgecebir gülümsemeyle’emin misin?’ diye sordu.Aksatmadan cevap verdi genç kartal’eminim usta,bana bilmediğim birçok şey öğrettin,yolumu açtın,ufkumu genişlettin ama benim kendime verdiğim sözü henüz bilmiyorsun.Gözümü bu dünyaya açtığım günden beri peşinde olduğum şeyi bilmiyorsun.’dedi.yüzünde endişe kırıntıları beliren yaşlı kartal sordu’neymiş o peşinde olduğun şey’.'Uçmak…yükseklerin de yükseğine çıkmak ustam’diye cevapladı Auris.Yaşlı kartal Aurisin bu gözü karalığından korkmuş olacak ki endişeyle bakışları donuklaştı.Gitmemeliydi Auris gençken onun yapmaya kalkıp da ölümden kılpayı kurtukduğu şeyi yapmamalıydı.Onun bunu yapmaması için üzerindeki nüfuzunu kullanmaya karar verdi.Onu baskı altında tutacaktı kibaşını yükseklere dikmesin.Yüksekleri hedefleyip de canından geçmesin.Ve dediğini yaptı Aurisi korkunç bir baskı altına aldı.O bunu yaparak onu doğru yola soktuğunu düşünüyordu fakat Auris kararlıydı bir yolunu bulup yükseklerin limitlerini zorlamaya.Hatta bir yolunu bulmuştu,yaşlı kartalı bir kereliğine kendisini gelişip gelişmediğini sınama bahanesiyle yalnız uçmasına ikna edecekti.Sonra da büyük an gelecekti her ne şekilde olursa olsun.Fikrini yaşlı kartalla paylaştığında hiçbir cin fikir aramayan görmüş geçirmiş kartal kabul etti bu fikri.Aslına bakılırsa Aurisin bu azmi hoşuna bile gitmişti.Aurise ertesi güne söz verdi.O gece Aurisin aklına çeşit çeşit şeyler geldi ölüm, kalım,başarmak ya da denerken ölmek.öyle ya da böyle uyumalıydı dinç olmak için ve bir şekilde uyudu.Sabahı çakı gibi dimdik ayaklaydı heyecan ve bilinmemezlikonu uyutmamıştı.Dizginlemeliydi heyecanını yoksa denemekten değil de heyecandan ölebilirdi.Yaşlı kartal onu sarp bir kayalığın kenarında bekliyordu.Kayalığın kenarına geldiğinde heyecanı tavırlarından okunuyordu hala ve bu Yaşlı kartalın da gözlerinden kaçmamıştı.O bu heyecanı öğrendiklerini ilk kez hayata geçirecek olmasına verdi.
‘Sözü fazla uzatmak istemiyorum evlat,bayağıdıryanımdasın sana öğrettiklerimi ilk kez tek başına uygulacaksın,hazırsan başla.Dikkatlı ol ‘dedi ve genç kartala gülümsedi.Auris ise hayatı boyunca peşinde koştuğu şeyi yapacak olmanın verdiği heyecanla kavruluyordu.Auris hoşçakal der gibi baktı diğer kartalın gözlerini içine ve uçup gitti oradan.İlk başlarda olağan ve rutin bir şekilde uçuyordu ve yaşlı kartal onun rüzgarla ahenkle dans etmesini gurula izliyordu…Ama ne olduysa olmuş anlam veremediği bir şekilde Auris rotasını daha da yükseklere kırmıştı,aklındam geçeni yapmıyordur umarım diye korkuya kapıldı yaşlı kartal.Gençken öümden döndüğü şeyi şimdi birbir öğütler verdiği bir kartal yapıyordu.Aklını kaçırmış olmalıydı.Gidip yakalamak istiyordu ama çok uzakta ve yüksekteydi Auris.Yaşlı kartal bunları düşünürken Auris arşın sınırlarını zorlamaya başlamıştı.Yıllarca içinde koruduğu tutku ve biriktirdiği hırla hızlanıyordu.Birkaç dakika sonra öyle bir yüksekliğe geldiki nefes alması zorlaşmıştı ve daha da ileri gittiğinden hiç nefes alamaz olmuştu.Ama yok durmayacaktı hayatı boyunca bir seçime zorlanan geç kartal bu sefer ölüme inat seçimini devamdan yana kullandı ilerledi.Ciğerinde kalan son hava birikintisinin onu götürdüğü yere kadar ilerledi.Fakat bir noktada artık duruyordu herşey.Daha ileri gidemedi.Ufacık kalbi duruverdi ait olduğu en yükseklerde.Ve cansız bedeni inişe geçmişti artık yapacak hiçbirşey yoktu.Amacına ulaşmıştı ait olduğu yerlere ulaşıp canından çok sevdiği gökyüzünün kollarında vermişti son nefesini.Aurisin ruhunu teslim ettiğinden habersiz korku dolu gözlerle izliyordu arasından ışık hüzmelerinin geçtiği bulutları yaşlı kartal.Birkaç dakika sonra Auris’in inişe geçen cansız bedeni gözüktü bulutların arasında.Yaşlı kartal bayılmış olabileceğini düşündü.Diğer ihtimali aklına getirmek bile istemiyordu.Auris’in bedeni yaşamı boyunca hiç ait olmadığı yere inmişti nihayetinde.Şİmşek hızıyla vardı yanına genç kartalın asil bedeninin.Artık yaşamadığını farketmişti.Artık çok geçti.Anlıyordu artık herkesin yapmak için doğduğu şeyi yapmaya çalıştığını.Utandı kendisinden onun bu tutkusunu törpülemeye çalıştığı için.Oysa o ölümü bile göze alamamıştı.Sözde yükseklere sevdalıydı.Bu hikaye yılar yılı dillendi kartalların arasında ve o tarihten itibaren tüm kartallar sevdalandı yükseklere.Auris isdeğini yapamadı belki ama kartalları kargalıktan kurtaran oydu.Ve O TARİHTEN SONRA HİÇ AMA HİÇ AĞLAMADI KARTALLAR BİR DAHA
RECEP BERBER
Gönderen İsim/Mail: recep berber
21. Ankara Film Festivali
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından, 10-21 Mart arasında düzenlenen 21. Ankara Uluslararası Film Festivali, 30 ülkeden 200’ü aşkın filmi Ankaralı sinefillerle buluşturacak. Festival, Haneke, Angelopoulos, Kitano gibi yönetmenlerin son filmlerinden, Brezilya sinemasıyla ilgili özel bir bölüme, “İktidar ve İsyan” başlığı altında etkileyici bir seçkinin yanı sıra Bunuel, Kurusowa ve Rohmer gibi ustaların anısına gösterilen klasiklere uzanan zengin bir programla sinemaseverlerin karşısında olacak. Festival’de her yıl olduğu gibi Ulusal Uzun, Kısa ve Belgesel yarışmalar da düzenlenecek
Para Kullanımının Tarihçesi
İlk çağlardan itibaren insanlar çeşitli malları para yerine kullanmışlardır. İş bölümünün gelişmesiyle birlikte malların mallarla mübadele edilmesi giderek zorlaşmıştır.Takas edilecek malların değerinin birbirine denk olmaması , malı arzedecek kimsenin her zaman bulunmaması , malların bölünebilme özelliklerinin olmaması çeşitli zorluklar ortaya çıkarmıştır.Örneğin bir at ile yirmi ölçek buğday değiştirmek isteyen bir kimsenin bir pazarda aynı malın karşılığında on ölçek buğday veya beş ölçek süt önerisi ile karşılaşması farklı değerlerin oluşmasına neden olmuştur.Zamanla bölgelerin özelliklerine göre bir mal üzerinde anlaşılarak tk bir mübadele değeri oluşturulmaya çalışılmıştır.Değer ölçüsü, fonksiyonu gören bu mala hesap parası denilmiştir. Hesap parasının temsil ettiği malın ödeme aracı olarak kabul edilmesi paralı ekonominin doğmasındaki en önemli etken olmuçtur.Öte yandan bazı malların taşınma ,bölünme ve biriktirme zorluklarının bulunması madenlerin kullanılmasına yol açmıştır. Özellikle altın bakırgümüş gibi metallerin küçük parçalara bölünebilmelerinin yanısıra değer ölçüsü ve biriktirme fonksiyonlarını görmeleri yaygın bir mübadele aracı olarak kullanılmalarını sağlamıştır.
En eski para M.Ö.2900 yıllarında kullanıldığı altın ve gümüş sikkeler olduğu zannedilmektedir.Anadolu’da ise altın ve gümüşün doğal alaşımı olan elektrumdan basılan paralar mübadele aracı olarak dolaşıma girmiştir.Zamanla altın sikkeler dış ticarette ve büyük ödemelerde bakır bronz gibi madenler de ufaklık para olarak küçük ödemelerde kullanılmaya başlanmıştır.İç piyasada en çok kullanılan ödeme aracı ise gümüş olmuştur.18.yy’a kadar para sisteminin temelini teşkil eden gümüş sikkelerin ağırlığı ve ayarı devletçe tespit edilmekteydi. Para değerinin ölçüsü olarak gümüşün kullanıldığı bu dönemlerde altın sikkeler sadece külçe değerleri üzerinden işlem görmüştür.Gümüş ve altın arasındaki değer oranı serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.Devlet sadece kendisine ait veya imtiyaz verdiği darphabelerde basılan gümüş sikkelerin kabülünü zorunlu kılmakla birlikte özel kişilerede tuğra resmi karşılığında ellerindeki külçelerden sikke kestirmek hakkı tanınmıştır. Altın üretiminin zamanla artması gümüşün değerinin istikrarsızlaşması altın sikkelerin de değerinin düşmesine neden olmuş;bir çok ülke gümüş ve metal sistemlerinden vazgeçerek çift metal sistemine veya altın tek metal sistemine geçmiştir. Altın tek metal sisteminde para ölçüsü altın da Darphanelerde özel kişiler sadece altın sikke kesitini bilmiş ,gümüş sikkeler ise devlet tarafından ve devletin tayin ettiği değere göre tedavüle çıkarılmasında Altın sikkeler Birinci Dünya Savaşı’na kadar tedavüld kalmıştır. Çift metal sistemini (bimetalizm) kabul eden ülkelerde ise hem gümüş hem de altın devlet resmi parası olarak kabul edilmiştir.Özel kişiler de iki madenden de sikke kestirmek hakkına sahipti , ödeme güçleri iç piyasada aynı idi.Zamanla altın ve gümüş üretimi arasında dengesizlik ortaya çıktı. İki maden arasındaki parite de bozulmuştur.Özellikle gümüş üretimindeki artış gümüşün değerini para değerinin altına düşürmüştür.Bu durumda gümüşü ucuza alıp darphanede sikke kestirerek ödemlerde kullanmak yaygın hale gelmiş , gümüş sikkeler giderek ortadan kaybolmuştur. 19.yy.’nın ikinci yarısından itibaren çift metal sistemini ayakta tutabilmek için bazı önlemler alınmaya başlanmıştır.Örneğin gümüş sikkelerin değeri düşürülmüş ve serbestçe bastırılması durdurulmuştur. Ayrıca küçük birimli gümüş sikkelere kabul haddi tayin edilmiş , kısaca gümüşün para ölçüsü olarak gördüğü fonksiyonlar sınırlandırılmıştır.Sonuç olarak da ortaya topal mikyas adı verilen sistem ortaya çıkmıştır. Madeni para sistemleri yaygın bir şekilde uygulanırken 17.yy’dan itibaren temsili paraların da tedavül etmeye başladığı göze çarpmaktadır.Aslında madeni sikkelerin yerini tutmak üzere çıkarılan temsili paralara eski çağlarda dahi rastlanmaktadır.Bununla beraber ,çağdaş banknot sistemlerine öncü sayılabilecek ilk para İngiltere’de 17.yy.’da değerli madenleri muhafaza eden sarrafların tevdiat sahiplerine verdikleri makbuzlardır.Goldsmith’s notes adı verilen bu makbuz hamilleri ,üzerinde yazılı değerde altın veya gümüş külçe almak hakkına sahiptirler.Zamanla bu makbuzlar para gibi tedavül etmeye başlamıştır.Daha sonra sarraflar kendilerine tevdi edilen değerli madenlerin özellikle altının hepsinin aynı anda çekilmediğini farketmişlerdir.Bunun üzerin kendilerine ait olmayan bu aştın stokunun bir kısmını kasa karşılığı olarak tutmuşlar ,geri kalanını ihtiyaç sahiplerine faiz karşılığı borç olarak vermişlerdir.Daha ileri bir safhada ikrazda bulundukları kimselere altın sikke yerine artık banknot adı verilen temsili paraları vermeye başlamışlardır.Sarraflar bir ara açtıkları kredileri ödeme imkanlarının üstüne çıkarmışlar ve mevduat sahiplerini zarara sokmaya başlamışlardır.Bunun üzerine 17.yy’nın sonlarıda faaliyetleri durdurulmuş fakat bu sefer de aynı nitelikleri taşıyan bankalar kurulmuştur.Altın sikke sistemine güvenin azalmaı ve uluslar arası ticarette aracı kurumlara ihtiyaç duyulması banka sistemine uygun hale getitmiştir.Fakat bankalarda banknot ihracı yetkilerini kötüye kullanmışlardır.Nihayet 19.yy.’nın başlarından itibaren banknot hacminin kontrolüne gidilmiştir. Altın standardı veya çift maden sisteminde banknotların madeni karşılığında emisyon kurumu kefil olmuştur.Banknotlar emisyon kurumuna ibraz edildiğinde karşılıkları olan değerli madenin ödenmesine konvertibilite denir.Uygulamada üç türlü konvertibilite esası altın sikke sistemidir. Bu sistemde madeni paralar ve banknotlar hukuken eşit ödeme kabiliyetine sahip olmuşlardır. Altın külçe sisteminde ise altın sikkeler tedavülden kaldırılmış ve yurt içi ödemeler temsili paralarla yapılmıştır. Konvertibilite esası yalnız yüksek meblağlar için uygulanmıştır. Altın külçe sistemi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir ara bazı Avrupa ülkelerinde tatbik edilmiştir. Tedavül hacmini karşılayabilecek kadar geniş altın stokuna sahip olamayan ülkelerde ulusal para ile altın arasındaki bağ altın standardına bağlı dövizler yardımı ile kurulmuştur. Altın kambiyo sistemi adı verilen bu sistemde emisyon kurunun çıkardığı banknotların altın sikke ve altın külçe konvertibilitesi tanınmamıştır. Ancak yurt dışına ödeme yapmak isteyenler altın standardına bağlı yabancı paraları serbestçe elde edebilmişlerdir. Adı geçen sistemi 19. yy sonlarında Rusya uygulamış ve rubleyi altına bağlarken Alman markını esas olarak almıştır. Banknot ihracının kontrolünde başlıca iki görüş ileri sürülmüştür. Otomatik altın standardı teoreminin kurucusu olan İngiliz İktisatçısı D.Ricardo işlemesi için tedavül prensibini savunmuştur. Bu prensibe göre banknot miktarı sıkı bir şekilde altın sikke miktarına bağlanıyordu. Diğer bir deyişle çıkartılan her banknotun tam altın karşılığı bulunması gerekmekteydi. Para arzına elastiklik kazandırmak amacını güden diğer prensip banka prensibi adını taşır. Emisyon sorununu para talebi açısından ekle alan banka prensibine göre tedavüldeki sınırı altın sikke miktarının artık çok genişlemiş olan ticaret hacmine intibak etmesi güçtür; şu halde para arzına elastiklik kazandırmak için bankalara ihracı konusunda serbestlik tanımalıydı. Her iki prensipten de asgari altın ankes sisteminde banknotun belirli oranında minimum altın sikke karlığı bulundurmak zorunluydu. 19. yy boyunca özellikle savaş dönemlerinde halkın elindeki banknotları altın sikkeye çevirme eğilimi artmıştır. Merkez bankaları altına çevirme taleplerini karşılayamaz hale gelmiş ve banknotların altına çevrilebilme kabiliyetini geçici bir süre kaldırarak kağıt para rejimine geçilmiştir. Kağıt para rejiminde devlet ve ya merkez bankası tarafından çıkarılan paraların altına çevrilebilme imkanları yoktur. Bununla beraber kağıt para sistemi devamlı olamamış ve ekonomik durum düzeldikçe yeniden altın sikke sistemine dönülmüştür. Aynı tecrübeler Birinci Dünya Savaşı sırasında geçirilmiş ve nihayet 1929 Büyük Dünya Buhranından sonra devamlı olarak kağıt para rejimine geçilmiştir. Kağıt paranın altına çevrilebilme kabiliyeti yoktur. Bununla beraber bu gün kağıt para yerine banknot denmektedir. Kağıt paranın altına çevrilme özelliğinin bulunmaması para arzına geniş bir elastiklik kazandırmıştır. Bu elastikliği saesinde adı geçen sistem para arzını bir ekonomi politikası aleti olarak kullanılmasını sağlamıştır. Kağıt para rejiminin uygulanmasıyla altının ödeme aracı fonksiyonu tamamen ortadan kalkmış değildir. Özellikle uluslar arası ödemelerde bu fonksiyon önemini muhafaza etmektedir.
TÜRKLERDE PARA BASIMI
Osmanlılarda Darphane Emini, kubbe vezirlerinden ve defterdarlardan tayin edilmekteydi. Para basmayla ilgili yayınlanan bir tamimde:
“… sikke denilen şey, her devlet tebeasının alışverişte birbiri aldatmamak ve gerek ağırlığında ve gerek değerinde bir fesat olmamak için padişah adına damgalanmış altın ve gümüş parçaları demektir. Memlekette geçen sikkenin ağırlığı ve değeri bilinmek için sahip-i mülk olan padişahın sikkesi olması lazım gelir. ” denmektedir. Osmanlıda para birimi AKÇE idi. Akçe gümüş paranın adıdır. İlk zamanlarda bunların ayar ve ağırlığı hiç değişmezdi. Fatih Sultan Mehmet han zamanında 6 kırat olan ağırlığı 5 kırata indirildi. Bundan sonra bazı sultanların devirlerinde değişik ağırlıklar uygulandı. 1898 senesinde bileşimi yalnız gümüş ve bakır karışımından meydana gelen 148,000 lira tutarında 10-5 paralıklar bastırıldı. Halk bunlara METELİK diyordu. Sultan 6, Mehmet Han devrinde 40 ve 10 paralıklar; 1840 senesinde KAİME adı verilen 500 kuruşluk kıymetinde kağıt paralar bastırıldı. 1851′de 10 ve 20 kuruşluk kaimeler piyasaya çıkartıldı.
Alınan bir kararla, 1863 eylül ayında kaime basılmasına ve tedavülüne son verildi bu tarihten sonra tahsil ve tediye işlemleri yalnız madeni paralarla yapılmaya başlandı. 1876 senesinde tekrar kaime bastırılması ve tedavüle sokulması kararlaştırılmışsa da 1879′da tekrar tedavülden kaldırılmasına karar verildi. Sultan 5, Mehmet Reşad Han zamanında 1 Nisan 1916 tarihli Tevhid-i Meskukad hakkında Kanuni Muvakkat ile altın Osmanlı devletinde kıymet ölçüsü olarak kabul edildi. Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinde yürürlüğe konan Kavaim-i Naktiye nizamnamesi ile para işi belirli bir kanuna bağlandı.
Cumhuriyet devrinde 1924 tarihli 411 sayılı kanun ile 100 paralıklar çıkartıldı. Bu günde kağıt paraların üzerindeki itibari değerler bir kıymetli maden karşılığında tesbit edilemezler. Kullanılmakta olan kağıt paralar altın paraya çevrilebilir olmaktan çıkmıştır. Birim paranın değeri itibari bir özellik almıştır. Banknotların karşılığı bir nevi Türk lirasının mal satın alabileceği değer “satın alma gücü” olmuştur. Kağıt para çıkartılması bir kanunla 1999 yılı sonuna kadar T.C. Merkez Bankasına bir imtiyaz olarak verilmiştir. İmtiyaz süresi bitimine 5 yıl kalıncaya kadar uzatılabilir. Paranın istikrarı konusunda da merkez bankası vazifelidir. 1983′ten sonra çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerle Türk parasını koruma hakkındaki kanun hükümlerinde uluslar arası liberal sistemin uygulanması yönünde, bazı düzenlemeler yapılmıştır. IMF ile teknik düzeyde bazı görüşmeler yapılmış 22,03,1990 tarihinden itibaren Türkiye’nin 14. madde (IMF anlaşması) statüsünden 8. madde statüsüne geçtiği ve bu maddenin yükümlülüklerini kabul etmekte olduğu IMF’e resmen bildirilmiştir. Böylece Türkiye’nin kambiyo rejimi büyük bir serbestliğe kavuşturulmuştur.
PARANIN ÇEŞİTLERİ
İlkel toplum biçimlerinden modern topluma geçişi süresi içinde para olarak kullanılan araçların niteliği değişmiştir. Tarihi gelişim süresince çeşitli uygarlıkların uygulamaya koyduğu para türleri aşağıdaki şekilde aşamalı olarak 7 grupta ele alınabilir.
1- MAL PARA: malın malla değiş tokuş edildiği ilkel toplumlarda değişim ölçüsü olarak tuz tütün deri kurutulmuş balık ve hayvan başı gibi değeri olan mallar kullanılmıştır.
2- MADEN PARA: “altın ve gümüş sikkeler”in para olarak kullanılmasıdır. Bu iki değerli metalin diğer mallara göre kıt olması, çabuk bozulmaması ve değer kaybetmeden küçük parçalara bölünebilmesi “mal para”dan “maden para”ya geçişi kolaylaştırmıştır. Altın ve gümüş para, bu aşamada mal değerine eşit bir nitelik göstermektedir. Osmanlı imparatorluğunun ilk döneminde 1314 yılından “akçe” adı verilen, 1,5 dirhem ağırlığında gümüş para basıldı. İlk altın para ise, Fatih Sultan Mehmet zamanında tedavüle çıkarıldı.
3- ALTIN ve GÜMÜŞE BAĞLI KAĞIT PARA: halkın, maden para olarak kullanılan altın ve gümüşü yanında taşıma yerine güvenilir sarraf ve bankalara yatırılıp, maden para karşılığında aldıkları belgeyi (sertifikayı) kullanması ile ortaya çıkmıştır. Batı Avrupa ülkelerinde görülen uygulamada, altın ve gümüşü %100 temsil eden bu kağıt paralar, farklı kuruluşlarca düzenlenmiş olmalarına karşın büyük çoğunluk tarafından kabul edilmiş ve kullanılmıştır.
4- BANKNOT: altın ve gümüşe bağlı kağıt paralarla olduğu gibi %100 karşılığı bulunmayan resmi yada özel kuruluşlarca piyasaya çıkarılan kağıt paralardır. Özellikle altına bağlı para uygulanması sonunda, altın miktarının ekonominin para ihtiyacına cevap verecek düzeyde artmaması ve altın karşılığında bankaların dağıttığı belgelerin halk tarafından benimsenmiş olması devlet ve bankaların altın karşılığı olmadan kağıt para (banknot) çıkartmalarına yol açmıştır. Böylece karşılığı altın olana belgeler yerine piyasada “banknotlar” yani banka senetleri dolaşmaya başlamıştır. İngiltere’de doğup serbestçe gelişen bu uygulamada, sonraları devletin müdahalesine yol açmıştır.
5- KAĞIT PARA: günümüzde modern ekonomilerde egemen olan para çeşididir. Her ülkede yetkili kılınan banka (merkez bankası) tarafından basılan ve karşılığı olmayan bu kağıt paraların,ülke içerisinde kabulü zorunludur. Esas para niteliğinde olan bu kağıt paraların sınırsız ödeme gücü vardır. Ülke dışındaki değeri ise parayı çıkaran ülkelerin dış ekonomik ilişkilerindeki başarısına bağlı olarak değişmektedir.
Her ülke siyasal bağımsızlığını simgeleyen ulusal para birimini seçme ve basma yetkisine sahiptir. Tedavüle çıkarılacak kağıt para miktarını o ekonominin ihtiyacına göre ve yasalar çerçevesinde yetkili “kurul” ya da “kuruluş” belirlemektedir. Örneğin Türkiye’de kağıt para basma yetkisi 1211 sayılı “T.C. Merkez Bankası Kanunu” ile Merkez Bankasına verilmiştir.
6- UFAKLIK veya BOZUK PARA: kağıt para gibi yasal olmakla birlikte tam olarak kağıt paranın yerini tutmayan yardımcı paradır. Gümüş,bakır, nikel gibi madenlerden yapılan bu ufaklık paraların maden değeri, üzerinde yazılı değerlerin altındadır. Doğrudan Maliye Bakanlığına bağlı bir kuruluş tarafından basılır. Küçük ve kesirli alışverişlerde kullanılan bu “ufaklık para”lar yasa tarafından belirlenmiş sınırlar içinde ödemelerde kullanılır. Alacaklılar, ödemeler sırasında saptanmış sınır üstünde ufaklık para kabulüne zorlanamaz. Örneğin: Türkiye’de ufaklık paraların üst sınırı, üzerlerinde yazılı değerlerin 50 katıdır.
7- BANKA PARASI yada KAYDİ PARA: bankalarda vadesiz mevduat şeklinde hesapları olanların, kağıt para ile ufaklık para kullanmadan ödemeler bulunmalarıdır. “banka parasının” maddi varlığı yoktur. Bu yüzden elden ele dolaşmaz hesaptan hesaba nakil yoluyla ulaşmış olur. Ödemeler ilgili hesaplara kayıt düşülerek gerçekleştirildiğinden, bu paraya “kaydı para” adı da verilir. Banka parasının tedavülü, yani ödemeler çek aracılığı ile olur. Özellikle gelişmiş ülkelerde halkın büyük çoğunlu kağıt para taşımak yerine alışverişlerde çek kullanmayı tercih ederler. Bu konuda yasal bir zorunluluk olmadığı için çek yerine kağıt para istemek mümkündür.
PARANIN FONKSİYONLARI
Para trampanın yol açtığı güçlükleri ortadan kaldırmak için çıkartılmıştır. Çünkü para mübadeleyi kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Bu nedenlerdir ki para,herkesin kabul ettiği bir mübadele aracıdır. Para, faydalı olduğu için ekonomik bir maldır. Ancak tüketim veya yatırım malı olmayıp özel bir duruma sahiptir. Nihai bir tüketim malı gibi tüketilerek bir ihtiyacı gidermeye yaramaz;ancak tüm tüketim mallarının satın alınmasına yarar. Paranın faydası sahip olduğu fonksiyonlarından doğmaktadır
Para bir mübadele aracıdır:Malların alınmasında ve satılmasında para bir araçtır ve mübadelede kolaylık sağlar. Mübadele aracı olması herkes tarafından bilindiği ve kabul edildiği için trampada karşılaşılan zorluklar ortadan kalkar. Böylece ihtiyaçlar hızla karşılanmış olur. Para ortak bir değer ölçüsüdür:Çeşitli mal ve hizmetlerin değerini ,para yardımı ile ölçer ve anlarız. Bütün mal ve hizmetlerin ,bir birinin değeri para ile ölçülmekte ve buna fiyat denilmektedir. Para,fiyatı ortaya çıkarttığı için ticareti kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Paranın değerinin sürekli şekilde düştüğü yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde para,bu işlerini tam olarak yerine getirememektedir. Para bir tasarruf aracıdır:Gelirin kullanılmayan kısmı olan tasarruf için para önemli bir vasıtadır. Çünkü gelir elde edildiği dönemde harcanmayabilir. İşte ,tasarruf denilen bu olayın gerçekleşmesi para sayesinde olur. Tasarruflarımız para şeklinde korunur. Eğer tasarruflar menkul yada gayrimenkul mallar satın alınarak muhafaza edilirse bu tür malları gerektiğinde hemen paraya çevirmek mümkün olmayabilir. Para her an kullanıma hazır(likit) olduğu için tasarruf aracı olarak genel kabul görmektedir. Para bir dönem aracıdır: Paranın fonksiyonlarını yerine getirmesi ekonomik gelişmelere paralel olarak daha da somutlaşmıştır. Önceleri tek aşamalı karşılıklı trampaya;daha sonraları çok aşamalı trampaya başvurulmuştur. Yani, eşdeğerli iki mal bulunana kadar,arada başka trampalar gerçekleştirilmiştir. Mübadele vasıtası olarak para devreye girdikten sonra,bu kez para çeşitleri söz konusu olmuştur…
Mevsimlerin özellikleri
Mevsimler güneşin gün dönümü ve gece gündüz eşitliği noktaları arasından geçişleri arasındaki sürelerdir. Mev-simlerin oluşmasının temel sebebi eksen eğikliği ve Dünya’nın Güneş çevresindeki hareketidir. Her iki yarım kürede de mevsimler birbirinin tersi olarak yaşanır. KYK yazı yaşarken, GYK kışı yaşamaktadır. Aynı şekilde birinde sonbaharı yaşanırken diğeri de ilkbahar yaşanır.
Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solstis tarihleridir.
Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya güneş etrafında do-lanırken, güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler de oluşmayacaktı.
Gündönüm (solstis) tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik düştüğü ve bütün dünyada gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir.
21 MART (İLKBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları ekvatora dik gelir.
1. Güneş ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün dünyada gece ve gündüz eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş doğmaya; GKN’nda güneş batmaya başlar.
4. Kuzey Yarım Küre’de ilkbahar, Güney Yarım Küre’de sonbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer.
6. Kuzey Yarım Küre’de gündüzler gecelerden; Güney Yarım Küre’de geceler gündüzlerden daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı anda doğup, aynı anda batar.
8. Gölge boyu ekvatorda 0, Ekvatorla 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük, 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit, 45°-90° enlemleri arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur.
21 HAZİRAN (YAZ SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu ve eksen eğikliği nedeniyle KYK güneşe dönüktür ve güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik gelir.
1. Güneş ışınları Yengeç Dönencesine dik düşer.
2. Ekvatordan güneye gidildikçe geceler uzar, gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan kuzeye gidildikçe gündüzler uzar, geceler kısalır.
4. Kuzey Yarım Küre’de yaz, Güney Yarım Küre’de kış başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer.
6. Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken, Güney Kutup Dairesi’nin tamamı karanlıkta kalır.
7. Güneş KYK’nde ufuk düzlemi üzerindeki en yüksek, GYK’nde en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu KYK’nde en kısa, GYK’nde en uzun durumdadır.
9. KYK’de en uzun gündüz, en kısa gece; GYK’de en kısa gündüz, en uzun gece yaşanır.
10. Bu tarihten sonra KYK’de gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya; GYK’de gündüzler uzamaya, geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra KYK’de güneş ışınlarının geliş açıları küçülmeye; GYK’de büyümeye başlar.
23 EYLÜL (SONBAHAR EKİNOKSU)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu nedeniyle eksen eğikliğinin etkisi ortadan kalkar ve güneş ışınları ekvatora dik gelir.
1. Güneş ışınları ekvatora dik düşer.
2. Bütün dünyada gece ve gündüz eşitliği yaşanır.
3. Güneş her iki kutuptan da görünür. KKN’nda güneş batmaya; GKN’nda güneş doğmaya başlar.
4. Kuzey Yarım Küre’de sonbahar, Güney Yarım Küre’de ilkbahar başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup noktalarından teğet geçer.
6. Kuzey Yarım Küre’de geceler gündüzlerden; Güney Yarım Küre’de gündüzler gecelerden daha uzun olur.
7. Bir meridyen üzerindeki bütün noktalarda güneş aynı anda doğup, aynı anda batar.
8. Gölge boyu ekvatorda 0, Ekvatorla 45° enlemi arasında cismin boyu gölgenin boyundan büyük, 45° enlemlerinde cismin boyu gölge boyuna eşit, 45°-90° enlemleri arasında ise gölge boyu cismin boyundan uzundur.
21 ARALIK (KIŞ SOLSTİSİ)
Dünya’nın yörünge üzerindeki konumu ve eksen eğikliği nedeniyle GYK güneşe dönüktür ve güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik gelir.
1. Güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik düşer.
2. Ekvatordan kuzeye gidildikçe geceler uzar, gündüzler kısalır.
3. Ekvatordan güneye gidildikçe gündüzler uzar, geceler kısalır.
4. Kuzey Yarım Küre’de kış, Güney Yarım Küre’de yaz başlangıcıdır.
5. Aydınlanma çemberi kutup dairelerine teğet geçer.
6. Güney Kutup Dairesi’nin tamamı güneşi görürken, Kuzey Kutup Dairesi’nin tamamı karanlıkta kalır.
7. Güneş GYK’nde ufuk düzlemi üzerindeki en yüksek, KYK’nde en alçak konumuna gelir.
8. Gölge boyu GYK’nde en kısa, KYK’nde en uzun durumdadır.
9. GYK’de en uzun gündüz, en kısa gece; KYK’de en kısa gündüz, en uzun gece yaşanır.
10. Bu tarihten sonra GYK’de gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya; KYK’de gündüzler uzamaya, geceler kısalmaya başlar.
11. Bu tarihten sonra GYK’de güneş ışınlarının geliş açıları küçülmeye; KYK’de büyümeye başlar.
NOT 1: 21 Mart-23 Eylül tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay gündüz, Güney Kutup Noktasında ise 6 ay gece yaşanır. 21 Eylül-Mart23 tarihleri arasında Kuzey Kutup Noktası 6 ay gece, Güney Kutup Noktasında ise 6 ay gündüz yaşanır.
NOT 2: Güneş ışınları dönenceler arasındaki her noktaya yıl içerisinde iki defa dik düşerken, dönencelere bir defa dik düşer.
Güneş Işınlarının Geliş Açısının Hesaplanması:
1. Güneş ışınlarının hangi enleme dik düştüğü bilinecek.
2. Düşme açısı sorulan yerin enlemi ile güneş ışınlarının dik düştüğü nokta arasındaki enlem farkı bulunacak.
3. Bulunan enlem farkı 90° den çıkarılacak.
Örnek: Güney Yarım Küre’de gündüzlerin kısalmaya başladığı tarihte Türkiye’nin en kuzeyine güneş ışınları kaç derecelik açı ile düşer.
Çözüm: Bu tarih 21 Aralıktır ve güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik düşer.
42 + 23 = 65 90 – 65 = 25
21 Aralık tarihinde Türkiye’nin en kuzeyi olan 42° kuzey enlemine güneş ışınları 25° lik bir açıyla düşerler.
Gece – Gündüz Durumu:
1. Eğer Dünya’nın günlük hareketi olmasa sürekli bir yüzünde gündüz bir yüzünde gece yaşanırdı.
2. Dünya’nın yıllık hareketi ve eksen eğikliği nedeniyle gece gündüz sürekli uzayıp kısalır.
Ekvatorda yıl boyunca 12 saat gece, 12 saat gündüz yaşanır.
Türkiye’de gece gündüz arasındaki fark 16 saate 8 saat olarak yazla kış arasında değişir.
66° 33’ enleminde 24 saat gece ve 24 saat gündüz yaşanır.
90° enleminde ise 6 ay gece ve 6 ay gündüz yaşanır.
3. Dünya’nın eksen eğikliği olmasaydı sürekli 12 sat gece 12 saat gündüz yaşanırdı..
4. 21 Aralıkta Kuzey Kutup Noktası’na gidildikçe gündüzler kısalır, Güney Kutup Noktası’na gidildikçe gündüzler uzar. 21 Haziran tarihinde ise tam tersi yaşanır.
5. Dünya’nın dönüş hızının kutuplara doğru gittikçe yavaşlamasından dolayı, Güneş’in doğma ve batma süreleri kutuplara doğru gittikçe uzar…
Çok Filim Hareketler Bunlar
Herkes onları çok sevdi. Hatta onların ekrana çıktığı akşam pek çok kişi beyaz camın önüne kilitlendi. Şimdi o ekip bir sinema filminde olacak. BKM Mutfak’ın hazırladığı Çok Filim Hareketler Bunlar 26 Mart’ta vizyona girecek.
Filmde BKM Mutfak ekibi gerçek tatilin peşinde. Herkesin tatilden beklentisi
farklıdır. BKM Mutfak’ın filminde hepsine yer var. Türk Sineması’nda denenmemiş bir anlatım dilini kullanan BKM Mutfak ekibi, dokuz ayrı öyküyü ve film türünü tek filme sığdırarak bir ilki gerçekleştirmenin peşinde…
KİMLER VAR?
Senaryo : Eser Yenenler, Oğuzhan Koç, Zeynep Koçak, İbrahim Büyükak,
Murat Eken, Metin Yıldız, Şahin Irmak, Büşra Pekin
Yönetmen : Ozan Açıktan
Görüntü Yönetmeni : Ahmet Sesigürgil
Oyuncu Kadrosu : BKM Mutfak Oyuncuları
Genel Sanat Yönetmeni : Yılmaz Erdoğan
Yapımcı : Necati Akpınar
Yapımcı Firma : BKM Film
Tüketici’nin Hakları Nelerdir?
Sürekli birşeyler satın alan biz tüketiciler acaba haklarımızı ne kadar biliyoruz? Tüketici olarak hangi haklara sahibiz? Alışverişlerimizde neleri bilmemiz gerekiyor? Bilinçli tüketici nasıl oluruz? Ayıplı mal nedir ? Ayıplı mal alanların hakları nelerdir? Bu ve benzeri soruların cevaplarını bu yazımızda bulabilirsiniz. Bilinçli tüketici olmamız dileğiyle….
Ülkemizin de taraf olduğu 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları Bildirgesine göre 9 tane temel ve evrensel tüketici hakkı mevcuttur.
Bunlar aşağıdaki gibidir:
1) Temel İhtiyaçların Karşılanması Hakkı: Barınma,ısınma, aydınlanma, içecek ve kullanacak su bulma,haberleşme, ulaşım tüketicilerin en temel ihtiyaçlarıdır. Her tüketici, bu temel ihtiyaçların karşılanmasını talep edebilir.
2) Sağlık Ve Güvenlik Hakkı: Satışa sunulan her türlü mal ve hizmetin insan yaşamı ve sağlığı açısından kullanıcısına zarar vermeyecek durumda olmasıdır.
3) Bilgi Edinme Hakkı: Tüketicinin mal ve hizmeti satın alırken doğru karar verebilmesinin sağlanması için tüketicinin gerekli bilgilere ulaşabilmesi ve zararlı, yanıltıcı reklamdan, etiketten, ambalajdan korunmasıdır.
4) Eğitilme Hakkı: Tüketicinin hak ve çıkarlarını koruyabilmesi, tüketici bilincine sahip olması için eğitim kurumlarında eğitilmesidir.
5) Zararların Giderilmesi Hakkı: Satın alınan mal veya hizmetten dolayı tüketicinin uğramış olduğu zararın giderilmesi, o mal veya hizmetin yeniden tüketiciye ulaştırılmasıdır.
6) Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı: Sağlık koşullarına uygun bir çevrenin oluşumunda ülke ve
Doğal kaynakların doğru kullanımı ile çevrenin korunması, temiz ve sağlıklı bir şekilde gelecek nesillere bırakılmasıdır.
7) Ekonomik Çıkarların Korunması Hakkı: Tüketiciye kıyaslama imkanı verecek çeşitte mal ve hizmetin en uygun fiyattan sunulması, satış sonrası her türlü teknik destek ve servisin tüketiciye ulaştırılmasıdır.
8 ) Seçme Hakkı: Tüketicilerin çeşitli ürün ve hizmetlere istedikleri zaman ulaşabilmeleri anlamındadır. Rekabetin tam olarak işlemediği pazarlarda devlet aksaklıların giderilmesi için yapacağı düzenlemeler ile uygun kalite ve fiyatlarda mal ve hizmetlerin tüketicilere sunulmasını sağlamalıdır.
9) Temsil Edilme, Örgütlenme, Sesini Duyurma Hakkı: Yukarıda sayılan hakların elde kullanılabilmesi, tüketicilerin haklarını koruyabilmeleri, mağduriyetlerinin giderilmesinde bir araya gelerek güç birliği oluşturmaları ve hükümetlerin ekonomik ve siyasi politikaların da dikkate alınma ve kamu kurumlarında temsil edilebilmesidir.
KUSURLU MAL ALANLARIN HAKLARI NELERDİR?
Alışverişlerinizde:
Satın aldığınız mallardan belirli standartları bekleme hakkına sahipsiniz.
-Aldığınız malda hiçbir ayıp olmamalıdır.
-Ambalajında , kılavuzunda yada reklamlarında belirtilen veya satıcının vaat ettiği özelliklere sahip olmalıdır.
-Herhangi bir malı satın alırken sözleşme yapmadıysanız,satıcı ile olan her türlü konuşmanız sözleşme sayılır.
-Bir malı aldıktan sonra ayıplı olduğunu fark ederseniz; Satın aldığınız tarihten itibaren 15 gün içinde şunlardan birini yapma hakkına sahipsiniz.
Ayıplı malın değiştirilmesini,
Ödediğiniz bedelin iadesini,
Ayıbın neden olduğu değer kaybının bedelden indirilmesini,
Ücretsiz olarak tamirini talep edebilirsiniz.
Eğer malın ayıbı gizli ise veya hile ile gizlenmişse, hakkınız 2 yıldır.
Ayıplı bir maldan dolayı maddi veya manevi bir zarara uğramışsanız bu zararınızı, satıcı veya üretici veya ithalatçı karşılamak zorundadır.
Bir şikâyetin çözümlenmesinde zorlanıyorsanız daha fazla çaba gösterin.
Size zorluk çıkaran veya yardımcı olmayan satıcıya, hakem heyetine gideceğinizi söylemeniz bile yeterli olabilecektir.
Haklı olduğunuza inanıyorsanız, hakkınızı aramak için size gösterilen tüm yollara başvurun.
Zira böyle bir durumda hakkınızı aramazsanız sadece sizin zarara uğramanız değil, aynı zamanda tüketiciye saygılı olmayan satıcıyı ödüllendirmek ve başkalarının da benzer zararlara uğramasına sebep olmak anlamına gelir.
Tüketici kimdir?
Tüketici; bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişidir. Ticari emellerle mal satın alanlar tüketici değildir. Şirketler, ticari iş yaptıkları için kural olarak tüketici değildirler; ancak nihai kullanım amacıyla büroya gıda, kırtasiye alıyorlarsa tüketici olarak değerlendirilirler.
Tüketicinin korunması neden önemlidir?
Çünkü insan, ‘beşikten mezara kadar’ tüketicidir. Teknolojik gelişmelerle birlikte toplu üretim yapılabilmesi sonucunda insan sağlığına zararlı pek çok mal ya da hizmet piyasaya sunulabilmektedir. Bütün dünya insanlarının ırk, renk, dil, siyasi görüş ve benzeri unsurlardan bağımsız olarak taşıdıkları evrensel kimlik, paylaştıkları ortak yazgı, tüketici olmalarıdır. Bu kadar geniş bir kitlenin korunması elbette önemli bir husustur.
Ayıplı mal ya da hizmet nedir?
Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanım kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaad edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan, tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan ya da ortadan kaldıran; maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikleri içeren mal veya hizmetlere denir. Daha yalın bir ifadeyle arızalı, bozuk, yırtık, kullanım tarihi geçmiş, defolu, özürlü mal ve hizmetler ayıplı mal ya da hizmetlerdir.
Ayıplı mal ya da hizmet satıldığında tüketici neler yapabilirler?
Aldığı malı vererek ödediği parayı geri alabilirler. Aldığı ayıplı malı vererek yenisiyle değiştirilmesini isteyebilir. Maldaki ayıbın giderilmesini, yani tamirini isteyebilir. Ayıp oranında, ödediği ücretten indirim isteyebilir. Tüketici bu haklardan hangisini isterse onu seçebilir. Satıcılar tüketicinin isteği hangisi olursa olsun yerine getirmek zorundadırlar.
Bu hakları kullanmada süre var mıdır?
Tüketici, malın tesliminden itibaren on beş gün içine aldığı malı kontrol etmelidir ve ayıp varsa satıcıya bildirmelidir. Eğer ayıp gizli ise ve birkaç ay sonra ortaya çıkmışsa, en geç 2 yıl içinde aynı hakları kullanabilir.
Bu hakları kime karşı ileri sürülebilir?
Satıcı, bayi, acente, imalatçı, ithalatçı, üreticilerden herhangi birisine karşı bu hak kullanılabilir.
Bu hakları yerine getirmezlerse tüketici ne yapmalıdır?
Bu isteklerinin yerine getirilmesi için “Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri”ne gidebilir. Bu heyetler, her valilik ve kaymakamlık bünyesinde kuruludur. Yalnızca bir dilekçe ve aldığı malın faturası ya da fişi ile başvurabilir. Hiçbir masraf alınmaz. Bu heyetin verdiği karar bağlayıcı değildir. Tüketici verilen karardan memnun olmazsa mahkemeye başvurabilir.
Taksitli satışlarda tüketicilerin ne gibi hakları var?
Öncelikle tüketiciye, yapılan sözleşmenin örneği verilmelidir. Malın peşin satış fiyatı, toplam borç miktarı, ödeme tarihleri gibi bilgilerin verilmesi gerekir. Tüketici borçlarının tamamını ya da bir kısmını vadesinden önce ödeyebilir. Önce ödeme halinde, eklenen faiz miktarında indirim yapılması zorunludur.
Kapıdan satışlarda tüketicilerin hakları nelerdir?
Kapıdan satış yapılması halinde, satıcının tüketiciye “cayma bildirim belgesi” vermesi gerekir. Bu belge, tüketicinin 7 gün içinde hiçbir gerekçe göstermeksizin malı geri verebileceğine ve ödediği parayı geri alabileceğine ilişkin bir taahhüttür. Tüketici kararını değiştirirse 7 gün içinde malı vererek ödediği parayı geri alabilir.
Garanti belgeli satışlarda tüketici hakları nelerdir?
Garantili satış halinde, satıcı garanti belgesini doldurarak tüketiciye vermek zorundadır. Garanti belgesi, malda çıkan herhangi bir arızanın, servisine ya da satıcısına bildirilmesi durumunda hiçbir ücret ödemeden arızanın tamirini, bu mümkün değilse malın değiştirilmesini sağlar. Garanti süresi 1 yıldan az olamaz, ancak daha uzun bir süre olabilir. Malda ayıp çıkması halinde tüketici, isterse ayıplı mallara ilişkin haklarını, dilerse garanti belgesinden doğan haklarını kullanabilir.
Tüketici örgütlenmesi nedir?
Tüketicileri bilgilendirmek, haklarını öğretmek ve değişik düzenlemeler yapılırken tüketicileri temsil etmek amacıyla birçok tüketici dernekleri kurulmuştur. Bu dernekler değişik mercilerde tüketicileri temsil ederler. Tüketiciler herhangi bir derneğe üye olabilir ve onların desteğinden yararlanabilirler.
Vize başvurunuz reddedilirse eğer
BAŞVURUM REDDEDİLİRSE, NASIL İTİRAZ EDEBİLİRİM?
Vize başvurunuzun reddi halinde, itiraz için yargı yolunun açık olduğu ülkeler sayıca fazla değildir. Ayrıca, genelde uzun zaman alan mahkeme süreci sonunda mahkemenin devlet aleyhine sonuçlanma olasılığı çok zayıftır. Diğer önemli bir husus, bir devletin yasaları yargı yolunu vize müracaatçısının itirazı için açık tutuyorsa, bu davaya o devletin mahkemeleri bakacaktır. Dolayısıyla, o ülkenin bir avukatını tutmanız gerekmektedir.
VİZE BAŞVURUM REDDEDİLİRSE, TEKRAR BAŞVURABİLİR MİYİM?
Genelde ilgili ülkeler başvuru sayısına sınırlama koymamaktadırlar. Ancak, ilk başvuru koşullarınızda (ekonomik durumunuzun iyileşmesi, seyahat nedeninizin farklı olması gibi) bir değişiklik yok ise, ikinci başvuru para ve zaman kaybına yol açabilecektir. Zira Batılı ülkeler başta olmak üzere, bazı ülkeler vize harcı ve vize işlem harcı adı altında tahsil ettikleri meblağları vize talebi reddedilse dahi iade etmemektedirler.
Vize alırken istenen belgeler
3.VİZE ALIRKEN, HANGİ BELGELER İSTENİR?
Vize başvurusunda istenilen belgeler ülkeden ülkeye, seyahat amacına veya başvuranın pasaportunun tütüne (diplomatik, hizmet, hususi, umuma mahsus pasaport veya seyahat belgesi) ve hatta zamandan zamana büyük değişiklikler gösterebilmektedir. İlgili temsilcilikten bilgi alınması gerekmektedir.













Hava Durumu


