Yaz saati uygulaması 28 Mart’ta başlıyor

Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla her yıl yapılan ileri saat (yaz saati) uygulaması, 28 Mart Pazar günü başlatılacak.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, bütün yurtta saatler, 28 Mart Pazar günü saat 03.00′ten (Cumartesiyi Pazara bağlayan gece) itibaren bir saat ileri alınacak. Saatler, 31 Ekim 2010 Pazar günü saat 04.00′te geri alınacak…

Ve bahar geliyor

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hafta sonunda sıcaklıkların artacağını belirtti.

Ülke genelinde bugün Hakkari ve Van dışında yağış beklenmediğini ifade eden Çağlar, sabah saatlerinde ise iç ve doğu bölgelerde don olaylarının yaşanabileceğini söyledi.

Hafta sonunun parçalı bulutlu ve açık geçeceğini kaydeden Çağlar, ”Hafta sonunda ülkemiz genelinde hava sıcaklığı 6-8 derecede artacak” dedi.

Sıcaklıklar Marmara, Ege, Akdeniz’de 20, iç kesimler ve Karadeniz’de 15-17 dereceye çıkacak, rüzgar da hafif ve sıcak esecek.

Kellik prostat kanserine karşı koruyucu olabilir.

Washington Üniversitesi Tıp Okulu araştırmacılarının 40-47 yaş arasındaki iki bin erkek arasında yaptığı araştırmaya göre, 30 yaşına kadar kelleşenlerin prostat kanseri riski daha düşük.

Cancer Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada, bu yaşa kadar saçları dökülmüş olanlarla dökülmeyenlerdeki tümör oranları karşılaştırıldı. Bu yaşta tepelerinden kelleşmeye başlayanların prostat kanserine yakalanma riskinin yüzde 29 ile yüzde 45 daha az olduğu belirlendi.

Bilim adamları, kelliği erkeklik hormonu testesteron seviyesinin yüksek olmasına bağlıyor. Kelliğe, saç köklerinin çok yüksek düzeyde “dihydrotestosterone”a (DHT) maruz kalmasının sebep olduğu belirtiliyor. Bu kimyasal testesteron tarafından üretiliyor.

Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumundan Dr. Alison Ross ise kellikle prostat kanseri riski arasındaki bağlantının hala bilinemediğini belirtti.

Kiraz sapının faydaları

Birer tutam adaçayı, biberiye, keten tohumu, papatya, kiraz sapı, sinameki ve mercanköşkünü bir tencere suyun içinde beş dakika boyunca demleyin. Hazır olunca süzün ve cam bir şişenin içine doldurun. Bu karışımdan her akşam içerek, hem metabolizmanızı hem de yağ yakımını hızlandırabilirsiniz.

DÖKÜLEN SAÇLARINIZ AVOKADOYLA GÜRLEŞSİN

Yarım adet avokadoyu soyup iyice ezin. İki adet bıldırcın yumurtasını kırıp, avokadoyla birlikte blender’dan geçirin. Krem kıvamına gelince, bu karışımın içine üç çorba kaşığı da saf zeytinyağı ilave edin. Karışımı saç diplerinize ve saç derinize yedirerek sürün. Başınızı streç bir filmle sarıp, iki saat bu şekilde bekleyin. Ardından da yıkanın. Bu formülü haftada en az iki kez uygulayın.

SARKAN YANAKLARA AYVA SUYU MASKESİ

Bir tatlı kaşığı yaş maya, bir çay kaşığı taze sıkılmış ayva suyu ve bir çay kaşığı balı karıştırıp yüzünüze yayın.
Yaklaşık 20 dakika bekletin. Yanaklarınız iyice gerildikten sonra yüzünüzü yıkayın. Ardından da yüzünüze cilt tipinize uygun bir nemlendirici sürün. Bu formülü haftada iki kez uygulayın.

ÇİLLERİNİZİ LİMONLA YOK EDİN

İki çorba kaşığı turp suyu, bir çorba kaşığı krema, bir yumurta akı, iki çorba kaşığı öğütülmüş keten tohumu, bir çorba kaşığı limon suyu ve bir tatlı kaşığı soya yağını karıştırın. Bu karışımı çilli bölgelerinize sürüp, yaklaşık 20 dakika bekleyin. Ardından da yıkanın. Bu formülü her gün uygulayın. Hava nasıl olursa olsun, dışarıya çıkarken güneşten koruyucu krem sürmeyi de ihmal etmeyin.

STRESTEN KABARAN CİLDİN İLACI ASMA YAPRAĞI ÇAYI

Bir tutam asma yaprağını çay gibi demleyin. Suyunu süzün ve bu suyla sorunlu bölgelerinizi silin. Asma yapraklarını da bu bölgelerin üzerine yayın ve 20 dakika bu şekilde kalın. Bu formülü, her akşam uygulayabilirsiniz. Asma yapraklarının taze olmasına özen göstermelisiniz.

Bembeyaz dişler harika gülümseyişler

Sağlık konusunda kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek ve uzmanların önerilerine uymamak çoğu zaman bizi sağlığımızdan ediyor. Özellikle ağız ve diş sağlığı konusunda sınıfta kalan ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer alıyor. Doğru bildiğimiz yanlışlar ve çoğu zaman önemsenmeyen detaylar ağız ve diş sağlığımızın bozulmasında büyük rol oynuyor.

Dt. Hacer Esved Alireisoğlu, ağız ve diş sağlığında sık yapılan hatalar hakkında bilgi verdi.

Yemeklerden Hemen Sonra Diş Fırçalamayın
Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en az bir saat sonra fırçalamak daha uygun.

Diş Macununu Islatmayın
Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki; diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

“Ne Kadar Uzun Süre Fırçalarsam O Kadar İyi” Diye Düşünmeyin
Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar iki dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en az bir kez iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra dili de fırçalamak gerekir.

Arıtıcı Gıdalar Tüketin
Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.

Elma Sirkesiyle Gargara Yapın
Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın. Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.

Ağız Kokusu İçin “Kahve Çekirdeği” Çiğneyin
Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahcubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.

Keyifli Bir Keşif “Kakao”
Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor.

Yemeği Peynirle Sonlandırın
Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.

Masa başında çalışanları bekleyen tehlike

Günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alan bilgisayarlar, masa başında işleri kolaylaştırıyor. Ancak uzun süre başın öne eğik şekilde kalması boyun ve sırt ağrılarını da beraberinde getiriyor. Tedavi edilmediği takdirde boyun fıtığına dönüşen bu rahatsızlıklara karşı uzmanlar, “Bakış açınızı ve oturuş pozisyonunuzu 20 dakikada bir değiştirin.” tavsiyesinde bulunuyor.

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Çiçek, masa başında uzun süre çalışmak zorunda olan kişiler ve şoförlerin boyun ve sırt ağrılarını önemsemesi gerektiğini belirtti. Çiçek, ciddiye alınmayan ağrıların ilerleyen zamanlarda boyun fıtığına dönüşme riskinin çok yüksek olduğunu vurguladı.

Bilgisayar karşısında başı öne eğik şekilde uzun süre çalışanların ortak sorununun boyun ve sırt ağrıları olduğunu belirten Op. Dr. Onur Çiçek, “Belli bir pozisyonda başı öne eğik şekilde 20 dakikadan fazla çalışmak zorunda olan kişilerde ilk önce şiddetli boyun ve sırt ağrıları baş gösteriyor. Dikkat edilmediği takdirde boyun düzleşmesi meydana gelebiliyor. İlerleyen safhalarda hala gerekli tıbbi müdahaleler yapılmamışsa boyun fıtığı ve kireçleme rahatsızlığı kaçınılmaz oluyor.” uyarısında bulundu.

“Masa başında çalışmak zorunda olan kişilerin yanı sıra şoförler de risk altında” diyen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Çiçek, boyun fıtığına yakalanmamak için alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Bakış açınızı ve oturuş pozisyonunuzu 20 dakikada bir değiştirin. Doktorunuzun tavsiye ettiği egzersizleri uygulayın. Kol destekli bir sandalyede, omuzlarınız geride ve ayaklarınız yere değecek şekilde oturun. Sırtınıza ve belinize arkadan destek verin. Ensenize de bir yastık ile destek sağlayın.”

SON ÇARE AMELİYAT
Boyun fıtığı teşhisi konulan hastalara en son olarak cerrahi yöntem uyguladığını dile getiren Op. Dr. Onur Çiçek, şu bilgileri verdi: “Hastaların büyük çoğunluğu için yatak istirahatı, ilaç tedavisi veya fizik tedavi yeterli geliyor. Başlangıçta şiddetli ağrı varsa istirahat ve ilaçlar, ağrı azaldığı dönemde ise fizik tedavi programı öneriyorum. Akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde de kısa süreli kullanım için boyunluk verilebiliyor. Ancak uzun süre boyunluk kullanılması boyun kaslarını zayıflatacağı için önerilmiyor. Bunların dışında bazı seçilmiş olgularda enjeksiyonlar yapılarak ağrı azaltılabiliyor.”

Neden kilo veremiyorum?

Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, bağırsakta yiyeceklerin sindirimine yardım eden bakterilerin özellikle kirli su içilmesiyle artmasının iştahı da arttırdığını buldular. Dr. Andrew Gewirtz, fareler üzerinde yaptıkları araştırmayla yıllardır tartışılan bu konuya farklı bir boyut getirdiklerini söyledi. Önceki araştırmalarda, aşırı kiloluların sayısındaki artışın, katkı maddesi içeren besinlerin eskiye göre daha çok tüketilmesinden kaynaklandığını ifade eden Gewirtz, kendi araştırmalarının bağırsakta sağlıksız su tüketimiyle oluşan bakterilerin kilo alımında etkili olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.

Sindirim sistemi bakterilerinin sayısındaki artışın içilen suyun kirliliğiyle doğru orantılı olduğunu belirten Gewirtz, temiz su içmenin ve antibiyotik kullanmanın bakteri sayısını normal seviyelere çekebileceğini kaydetti. Diğer yandan ünlü tıp dergisi Journal Science’da yayımlanan araştırmada, aynı bakterilerin metabolizmayı olumsuz yönde etkileyerek kolesterol ile tansiyonun yükselmesine ve diyabete yakalanma riskini artırdığı vurgulandı.

Gewirtz, bir sonraki çalışmasında, kilo verme ameliyatı olan kişilerde sindirim sistemi bakterilerinin nasıl değiştiğini bulmaya çalışacağını söyledi.

En başta ten uyumu önemli…

En başta ten uyumu önemli...

En başta ten uyumu önemli...

Dr. Sari Locker, seksi olmanın yollarını ve bunları geliştirmenin sırlarını anlatıyor.

Muhteşem bir cinselliğe ulaşmanın en kısa yolu, muhteşem seks isteyen bir partnere sahip olmaktır. Dr. Sari Locker, Türkiye’de ‘O Kitaplar’dan çıkan ‘Muhteşem Seks’ adlı kitabında, şöyle diyor: “Bekarsanız, araştırmaya bir partner bularak ve sizin için neyin iyi olduğunu dikkate alarak başlayın. Eğer bir ilişkiniz varsa, partnerinizle sahip olmayı istediğiniz seks hayatını yaratabilirsiniz. Uzun süreli bir seks partneri bulmak her zaman kolay değildir. Bazen, ilk başta sizi çeken, harika bir seks partneri olabileceğini düşündüğünüz kişinin aslında bir fiyasko olduğu ortaya çıkabilir. Seksi sizin için nelerin zevkli hale getirdiğini öğrenmek ve bir partneri, sizin için nelerin iyi kıldığını bilmek biraz zaman ve çaba gerektirir. Uyumlu bir cinsel partnerle birlikte olmak, daha ciddi bir ilişkinin ve muhteşem seksin yolunu açabilir.”

‘İdeal sevgili’ bulmak
Dr. Sari Locker, bekar insanlardan duyduğu en büyük şikayeti aktarırken, “Hepsi kendileri için doğru olan birisini bulamamaktan yakınıyor. Bir partner bulmak kolay değildir. Tek tesellinin çikolata olduğu, kederli, yalnız gecelerden herkes kendi payına düşeni alır. Ama umudunuzu kaybetmeyin. Dışarıda bir yerlerde sizin için (yeterince) doğru birileri var. Yalnızca bakmaya devam edin. Uyumlu partner arayışınızda, zamana ve çaba sarf etmeye ihtiyacınız var. Mümkün olduğunca çok insanla tanışarak işe başlayın” diyor.

Nasıl tanışabilirsiniz?
*Lise ya da üniversitede
* İş yerinde
* Arkadaşlar ya da aile aracılığıyla
* Bir kulüpte, spor faaliyetinde ya da etkinlikte
* İnternet, kişisel ilan ya da çöpçatan servisi aracılığıyla
* Bir barda ya da partide
* Tesadüf eseri

8 konuya dikkat edin
Zeka. Birbiriniz için yeterince zeki olmanız gerekir.
Duygu. Hakkında aynı değerlere sahip olmanız gerekir.
İş. Benzer iş ahlakına sahip olmalısınız.
Aile. Birbirinizin ailesini kabul etmeli ve gelecekte nasıl bir aileye sahip olmak istediğiniz konusunda benzer fikirlere sahip olmak ilişkinin önünü açabilir.
Maneviyat. Ya birbirinizin dini inançlarını paylaşmalı ya da farklılıklarınızı kabul etmelisiniz.
Yaşam. Ne kadar ve nasıl sosyalleşmek istediğiniz konusunda benzer görüşlere sahip olmanız gerekir.
Para. Bu konuda aynı değerleri paylaşmalısınız.
Seks. Cinsel olarak aynı şeyleri sevmeli ve birbirinizle seks yapmaktan hoşlanmalısınız.

4 FARKLI SEKSiLiK

Dr. Sari Locker’a göre, kişisel albeniniz ve seksepalitenizle insanları nasıl cezbettiğinizi anlamanız, uyumlu bir partner ararken size yardımcı olur. Locker, kişinin seksiliğini ifade edebileceği dört farklı yol belirlediğini söylüyor:

ROMANTiK:
Romantik bir seksilik sergilemek için: Sevgilinize çiçek gönderin. Yatak odasını mumlarla donatın. Sevgilinize kokulu yağlarla masaj yapın. Bütün geceyi sevgilinizle kırmızı şarap içerek geçirin. Onunla hayatın anlamı hakkında konuşun. Ona sevimli hayvan isimleri takın, aşk şiirleri yazın. Uyku vaktinde birbirinize romantik hikayeler anlatın. Romantik olmak kur yapmanın bir parçasıdır. Romantik yanı ağır basan bir seksilik, bu tarza ilişki boyunca devam edeceğiniz anlamına gelir.

DOĞAL:
Çaba göstererek elde edebileceğiniz bir şey değildir. Çoğu durumda buna ya sahipsinizdir ya da değilsinizdir. Sade bir çekicilik istiyorsanız şu doğal seksilik özelliklerini bir deneyin: Sevgilinizle çıplak yüzün. Gözlerden uzak, ormanda el ele gezin. Terli terli seks yapın ve birkaç kere orgazm olun. Birlikte kahkahalar atın, spor yapın.
Evde çıplak olarak gezin. Hiç düzeltme yapmadan, ne düşünüyorsanız onu söyleyin. “Seni seviyorum” demekten korkmayın.

CiLVELi:
Cilveli biriyseniz, bu gerçek bir tahrik unsurudur. Partnerinize zekice şakalar yapın. Hediyelerle onu şaşırtın. Sevgilinizi ellerinizle besleyin, gıdıklayın. Kulağına tatlı şeyler fısıldayın. Telefonda seks yapın, cilveli e-postalar gönderin. Odanın bir ucundan ona gülümseyin. Bol bol öpüşün ve bol bol
ön sevişme yapın. Cilveli olmak çok eğlenceli olabilir ve yeni biriyle işleri yürütmenin harika bir yoludur.

EROTiK:
Seksiliğin en açık biçimidir. Bayağı ve edepsizdir, ateşli ve yoğundur ve şüphesiz seksidir! Bunun için, cinsel imalar taşıyan sözler söyleyin. Hatlarınızı açığa çıkaran kıyafetler giyin. Sevgilinizi tahrik etmekten zevk alın. Yatarken seksi iç çamaşırları giyin. Onun için striptiz yapın. Saatlerce ateşli, tutkulu sevişin.
Sevişirken seks oyuncakları kullanın. Yemek ve seksi birleştirin. Farklı ve egzotik pozisyonlar deneyin.

Beyninizi güçlendirin

Beyninizi güçlendirin

Beyninizi güçlendirin

Öğrenmenin beyindeki nöronlar arasındaki bağlantıyı, dolayısıyla belleği de güçlendirdiğini söyleyen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Önder Akyürekli, alzheimer hastalığının yüksek eğitim görmüş kişilerde daha az görüldüğünü söyledi.

Ege Üniversitesi tarafından bu yıl 8′inci kez düzenlenen Sağlık Halk Kongresi’nde beyin sağlığı ele alındı. Kongre kapsamında düzenlenen oturumun ilk konuşmacısı Prof.Dr. Önder Akyürekli, izleyicilere beynin görevleri ve işlevleri hakkında bilgiler verdi. İnsanın doğumuyla birlikte beyninde yaklaşık 100 milyar nörona sahip olduğunu belirten Prof.Dr. Akyürekli, “Tüm nöronların tükenmesi için 120 yıla ihtiyaç var, ancak çeşitli faktörler nedeniyle 70-80 yılda nöronların öldüğünü ve insan yaşamının sonlanmasına neden olduğunu görüyoruz” dedi.

Hastalık öncesi ve sonrasında yapılacak hafıza egzersizleriyle fonksiyon yetersizliklerinin yerine getirilebileceğini belirten Prof.Dr. Önder Akyürekli, öğrenmenin nöronlar arasındaki bağlantıyı, dolayısıyla belleği de güçlendirdiğinin altını çizdi.

ALZHEİMER YÜKSEK EĞİTİM GÖRMÜŞ KİŞİLERDE DAHA AZ

Konuşmasında Alzheimer hastalığına da değinen Prof.Dr. Akyürekli, bu hastalığın bellek, konuşma, algılama, soyutlama, yargılama, problem çözme gibi insani işlemlerin uygulanmasına engel olduğunu ifade etti. Prof.Dr. Akyürekli, alzheimerin yüksek eğitim görmüş kişilerde daha az görüldüğünü; bunun nedeninin de beyni yoracak uzun süreli düşünme eylemi olduğunu belirtti.

STRESİ AZALTMAK İÇİN BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN

“Stres şişmanlatır ama biz zayıf kalmak istiyoruz” başlıklı konuşmasıyla EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Doç.Dr. Ali Saffet Gönül Türk insanında sıkça rastlanan bir rahatsızlık olan stresin, daha çok kadınlarda görüldüğünü söyledi. Doç.Dr. Ali Saffet Gönül, bunun nedeninin çocuklar, ev işleri, iş hayatı ve ilişkiler gibi pek çok farklı konunun sorumluluğunu üstlenmeleri olduğunu söyledi.Özellikle çocuk bakımında koruma içgüdüsü nedeniyle stresin üst düzeyde olduğunu vurgulayan Doç.Dr. Gönül, bunun da depresyona yol açtığını belirtti. Depresyon yaşayan kişilerde, değersizlik hissi, iyi haberlere ve gelişmelere dahi sevinememe, ölüm düşüncesi ve çaresizlik hissi görüldüğünü söyleyen Doç.Dr. Gönül, “Genetik yüklülük de kişilerde depresyona rastlanma olasılığını arttırır” diye konuştu.

Doç.Dr. Ali Saffet Gönül, stresi azaltmak için uygulanabilecek yöntemleri şöyle sıraladı:
“Hastaların öncelikle kendilerinde stres yaratanları yazması gerekir. Yazmak, söylemekten farklı olarak kişiyi konu üzerinde düşünmeye sevk eder. Kişiler kendilerinde stres yaratan ve değiştirebilecekleri özelliklerini değiştirmeye çalışmalılar, değiştiremeyeceklerine karşı ise bakış açılarını değiştirmeye çalışmalılar. Gece çalışıp gündüz uyuyan kişilerde metabolizma ve ritim bozuklukları sıkça görülüyor. Bu tip kişilerde ortalama yaşam süresinin normal insanlardan 5 yıl daha az olduğu görülmektedir. Eğer böyle bir durumda karşılaşılmışsa bile gündüz uyunacak yerin karanlık, gece çalışılacak yerin de aydınlık olması gereklidir.”

BAŞ AĞRISI BAŞ BELANIZ OLMASIN
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Fethi İdiman, konuklara baş ağrısı ve migren hakkında açıklayıcı bilgiler sundu. Baş ağrısının nedeninin başka bir hastalıktan mı yoksa başlı başına bir hastalık mı olduğunun netleştirilmesinin hastanın tedavisinde en önemli nokta olduğunu ifade eden Prof.Dr. İdiman, baş ağrısından şikayetçi olan kişi, 10 yaşın altında ya da 50 yaşın üstündeyse ve ağrı bir anda başladıysa, ağrı hafif başlayıp giderek şiddetlendiyse, ağrıyla beraber başka yakınmalar da oluştuysa, ağrı kesiciyle geçmiyor ve kronikleşiyorsa baş ağrısının başka bir hastalığın belirtisi olma riski taşıdığını vurguladı.

BAŞ AĞRISI ORANI YÜZDE 16
Türkiye’de baş ağrısı oranının yüzde 16 olduğunu söyleyen Prof.Dr. İdiman, bu oranın kadınlarda yüzde 22, erkeklerde ise yüzde 11 olduğunu ifade ederken, bu rakamların daha çok gençleri etkisi altına aldığına dikkat çekti. “Baş ağrısı yaşayan insanların, yüzde 53′ü iş görme kaybı yaşıyor ve yatak istirahatı yapıyor. Yüzde 9′u normal yaşamını devam ettirirken, yüzde 38′i bir miktar fonksiyon kaybı yaşıyor” diyen Prof.Dr. Fethi İdiman, baş ağrısının insan hayatını ne derece etkilediğini ortaya koydu.

Migren hastalığıyla ilgili çeşitli bilgilere konuşmasında yer veren Prof.Dr. İdiman, uyku ve beslenme düzensizliği, yorgunluk, hava durumu, koku-ses-ışığın normalden fazla olması, hormonal değişiklikler, travma, stres ve bazı besinlerin migreni tetikleyici etmenlerden olduğunu anlattı.

PROF.DR. FETHİ İDİMAN’DAN TAVSİYE

Katılımcılara fikir verici bir test de uygulayan Prof.Dr. İdiman, şu soruları sordu: “Son 3 ay içerisinde şunlardan birini yaşadınız mı?
Bulantınız var mı?
Işıktan rahatsız oluyor musunuz?
İş yapamadığınız oluyor mu?
Eğer bunlardan 2 veya daha fazlasına “Evet” dediyseniz, migren olma riski taşıyor olabilirsiniz.”
Prof. Dr. Fethi İdiman, ilaç (atak öncesinde ve atak sırasında) veya ilaç dışı yollarla (aerobik, gevşeme hareketleri, masaj ve aromaterapi, akupuntur, bitki özleri) migren tedavisinin mümkün olduğunu belirtti. Prof. Dr. İdiman, hekimin de hastayı tam bilgilendirmesi, yaşam tarzında değişikler yapmasıyla ilgili önerilerde bulunması ve ilaç alımını kontrol etmesi gerekliliğinin altını çizdi.







oyun komedi sohbet siteleri